körotonomedya > türkçe > ulus'un ardından
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Dünyanın Tüm Savaşları

Aras Özgün, Can Gündüz, Özgür Gökmen @Körotonomedya

Hep “anlatılan senin hikayendir” diye başlansa da, sonuçta herkes herzaman kendi hikayesini anlatır. Hiçbir hikaye de geçmişi ve gerçeği anlatmaz zaten, hepsi henüz ya da hiç olmamış olanı söyler. “Senin hikayen” demek, bir davetten ibarettir; geleceği şimdiye, tasavvur edileni vücut bulmaya, “sen”i “ben” olmaya çağıran bir davet. Anlatacağımız bir hikaye anlatıcısının hikayesidir, bizim hikayemizdir. devam…

Siyasal Alanın Oluşumu: Baker’den Schmitt’e ve Agamben’e Göndermeler

Mehmet Ratip

Peki siyasal eyleme irrasyonalitenin, deliliğin, kimliksizliğin, “herhangiliğin” kollarında başvuran ya da başvuracak olan kitlelerin haklılığı tartışılmaz mıdır? Sonuç yerine, Baker’in bu soruya ilişkin söylediklerini hatırlatmak istiyorum. Baker, “halkın masumiyeti” mefhumunu tartışmaya yine modern dünyaya dair bir gözlem yaparak başlar: “Siyasetin bir “hizmet”, nüfusun yardımına koşma pratiği olarak anlaşılmaya başlandığı modern dünya, ... nüfusun ve halkın masumiyetinin varsayıldığı bir dünyadır.” Baker’e göre “halkın masumiyetinin” tarihsel kökleri “halkın güvenlikte olma hakkı”na dayanmaktadır. Güvenliği sağlanması gereken bir topluluğun politik suçların kurbanı olma tehdidi altında yaşadığı varsayılmakta, böylece suçun kurbanı olarak halkın temel masumiyeti tescillenmektedir. Bu düşüncenin ardından Baker can alıcı sorularını sıralar: “[Halkın] güvenlik hakkı (evrensel, doğal bir hak olarak) kötü yönetimler ve baskı karşısında olma hakkını, direnme ve itaatsizlik, giderek belki de “devrim” hakkını varsayıyor değil midir? Devrim yapan bir halkın masumiyeti nasıl temellendirilecektir?” devam…

Ulus Baker ve Sinema Üzerine

Can Sarvan - Aras Özgün

Can Sarvan'in Aras Özgün'le Ulus Baker üzerine yaptıgı bu söyleşi Kıbrıs'ta yayınlanan Akdeniz-Avrupa Sanat Derneği (EMAA) Dergisinin Kasım 2007 tarihli 7. sayısında yayınlanmıştır. devam…

Hasat Arkadaşımızı Kaybettik

Körotonomedya

Sık sık ölümün bilgisine asla sahip olamayacağımızı, çünkü asla tecrübe edemeyeceğimizi hatırlatırdı Ulus. O nedenle ancak bir başkası aracılığıyla tecrübe edebiliriz ölümü, başkasının ölümüyle bilmeye çalışabiliriz. devam…

On Cinema and Ulus Baker

Can Sarvan - Aras Özgün

This interview by Can Sarvan with Aras Özgün on Ulus Baker is taken from the 7th issue of EMAA (European-Mediterrenean Arts Association) Journal published in Cyprus. devam…

Ulus'un Hayaleti

Necmi Erdoğan

Evet, o bir efsaneydi. Orada burada anlatılan, bildiği dillerden kılık kıyafetine kadar çeşitli motiflerle bezenen bir efsane. Biz arkadaşları onun olur olmaz hikayelere konu edilip sohbet malzemesi olmasına gücenirdik; hatta söylenirdik zaman zaman. Ulus kendisi hakkındaki efsaneye dair hiçbirşey söylemedi. Şimdi artık söylemenin vakti: Efsaneler kahramanlarını anlatırlar, evet; ama asıl olarak da kendilerini anlatanları anlatırlar. devam…

Ulus, Her Neredeysen...

Tanıl Bora

Ulus Baker hakkında, ardından konuşuyor olmanın kederli idrakiyle konuşmak, onun kaybını kabullenmek, ne zor. Oysa beklemiyor olamazdık bunu, pekâlâ bekliyor olmamız gerektiğini itiraf etmeliyiz kendimize. Az değil, şöyle böyle bir on yıldır durumu adım adım vahimleşiyordu. "Vahim" kelimesini sever, anlamını genişleterek, bazen de evcilleştirerek kullanırdı Ulus. "Sıradan" bir kötülüğe "vahim" diyebilirdi, kikirdeyerek. Onun vahameti evcilleştiren diline kandık, koşullarının aşama aşama ağırlaşan "normallerine" alıştık, alışmaya rıza gösterdik. devam…

Ulus'un Bakışı

Harun Kemal Abuşoğlu

Gece’ye nasıl direnilir? İşte bunu gösterdi bir yandan. Direnenleri de yakından ve gönülden izliyordu o neşeli bakışıyla. Dostoyevski’nin “insan herkesten, her şeyden sorumludur” şiarıydı bakışındaki. Peki ya keder? Neşenin kardeşi keder. Kederin de büyüğünü yaşamıştır erken yaşta, dostu Spinoza gibi. devam…

Ulus Baker İyi Bir Adamdı. Bildiği Gibi Yaşadı...

Ersan Ocak

Hocalığın en büyük erdemlerinden birine sahipti: Sorulan her soruya eşit davranır, aynı samimiyetle cevap veriridi. Onun için öğrencinin sorduğu her soru kıymetliydi. Öğrencini yanlış yapma hakkı vardı ve bu nedenle doğru soru, yanlış soru diye bir ayrım olamazdı. Öğrencilerine "anladınız mı" diye sormaz, "hissedebiliyor musunuz" diye yaklaşırdı... devam…

 
  arama     rss-feed    bize yazın    harita metot    ENGLISH