Ulus Baker, "Kıbrıs Üzerine" (Video Söyleşi)
11 Temmuz Cuma, 19:00
Ulus Baker'le Kıbrıs'ın siyasi tarihi üzerine 19 Ağustos 2003 tarihinde Aras Özgün tarafından yapılmış bir video söyleşisi.
Can Sarvan, "Tarihin Hızlandırıldığı Ada" (Belgesel Film)
11 Temmuz Cuma, 19:30

Can Sarvan İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde okudu; mezun olmadı. Moskova'da çalıştığı yıllarda film çekmeye karar verdi. Türkiye'ye 2000 yılında döndü ve TRT'nin açtığı 'Genç Sinemacılar Projesi'ne seçilerek ilk kısa filmi, 'Makyaj'ı çekti. İstanbul'da, FUQ (Sıkça Sorulmayan Sorular) adında bir dergi çıkardı. 2003 başında Kıbrıs'a yerleşti. Yerel TV kanalları için Sıkça Sorulmayan Sorular programını yaptı. Makaleleri bazı gazete ve dergilerde yayımlandı. Kıbrıs'la ilgili bir kitap yazmak ve film çekmeye daha fazla vakit ayırmak üzere medyadan ayrıldı. Uluslararası Manifesta Vakfı (IFM) tarafından organize edilen Avrupa Çağdaş Sanat Bienali Manifesta 6'ya Kuzey Kıbrıs'tan seçilen 4 sanatçıdan biridir. Fakat Kıbrıs Sorunu ile ilişkili nedenlerden ötürü Manifesta 6 son dakikada iptal edilmiştir. İki toplumlu kısa film, 'Nar Yarası'nı Ocak 2007'de çekti, Mart'ta tamamladı. 2008'de 'Denizbozan' adında bir kısa film ve 'Tarihin Hızlandırıldığı Ada' belgeselini yaptı. Bağımsız bir sinemacı olarak daha fazla bağımsız filmler çekebilmek için kendi işini yapmakta, iktidara bağlı kuruluşlardan ve uluslararası film kurumlarından destek almamaktadır.

Tarihin Hızlandırıldığı Ada
Senaryo: Can Sarvan-Gürkan Uluçhan; Yönetmen: Can Sarvan; Yapımcı: Can Sarvan; Görüntü Yönetmeni: Hakan Çakmak; Kurgu: Hakan Çakmak; Işık: Hüseyin Kamalı; Müzik: İlker Kaptanoğlu; 2D Animasyonlar: Johan Duchateau, Türkçe Üst-ses: Ogün Erciyas; Oyuncular: Ahmet Ustaoğlu, Sinan Sarvan, Şefik Zağlul; Çekildiği Sene/Yer: Nisan 2008, Kıbrıs; Süre: 30'; Kategori: Belgesel

Fransız kültür teorisyeni Paul Virilio, çağımızın 'hızlandırılmış hakikatler' çağı olduğundan bahseder. 'Hakikatın hızlandırılması', tarihin hızlandırılması ile doğrudan bağlantılıdır. Dünya tarihi, eski Sovyetler Birliği'ne karşı kapitalist ülkelerin topyekûn savaşa davet edildiği, Soğuk Savaş'ın başladığı yıl, 1947'den bu yana hızlandırılmıştır.

Parçacık fiziği alanında yapılan çarpıcı keşifler, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Yeni Dünya Düzeni'nde de siyasal mühendisliğin biçimlenmesine ve tarihin hızlandırılmasına esin kaynağı olmuş gibidir.

Soğuk Savaş, Kıbrıs Adası'na hızla etnik çatışmalar, bir cumhuriyet, bir darbe, bir çıkartma ve bir de bölünme hediye eder. Eski Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991 yılı itibarı ile Soğuk Savaş biter. Yeni bir dünya kurulacak ve bu yeni dünyanın yepyeni bir düzeni olacaktır. Kıbrıs da bu yeni düzene hızla girecektir.

Yeni Dünya Düzeni'nde, Soğuk Savaş dönemi askeri darbe yapma stratejisi bırakılmış ve yerel sivil toplum örgütlerine verilen desteklerle 'renkli ve çiçekli devrimler' yaratmak, tarihi hızlandırmanın yeni bir aracına dönüştürülmüştür.

Belgesel, Kıbrıs Sorunu'na dair fikirlerine ve Kıbrıs'taki köklerine dayanarak Ulus Baker'in anısına ithaf edilmiştir.

Anette Baldauf, "Alışveriş Kasabaları, Megamağazalar ve Kentin Geleceği"
12 Temmuz Cumartesi, 11:30

Anette Baldauf, Sosyolog ve kültür eleştirmeni. Viyana'da yaşamaktadır. Çalışmalarında, sanayi sonrası kent yerleşimleri, popüler ve gündelik hayat kültürü, feminizm, toplumsal hareketler ve sanat pratikleri gibi konular üzerine yoğunlaşmıştır. Sanatçılarla sürdürdüğü işbirliğinde, toplumsal bilimler ve sanatsal pratikler arasındaki diyaloğun yoğunlaştırılmasını gözetmektedir. Sayısız radyo programı, televizyon belgeseli ve grup gösterisinin yapımcılığını yapmış ve kitaplar yayınlamıştır: Lips Tits. Hits. Power? Feminismus und Popkultur (Dudak, Göğüs, Kalça, İktidar? Popüler kültür ve Feminizm -Katharina Weingartner ile birlikte), Der Gruen Effekt ("Gruen Etkisi", Dorit Margretier ile birlikte) ve Entertainment City. Stadtentwicklung und Unterhaltungskultur (Eğlence Şehri: Şehrin Gelişmesi ve Köpük Kitle Kültürü).

Alışveriş Kasabaları, Megamağazalar ve Kentin Geleceği: Victor Gruen, yirminci yüzyıl kent planlamacılığına en fazla etkisi olmuş kişi olabilir. Genel olarak alışveriş merkezlerinin babası addedilir. Etkili olmakla beraber kötüye kullanılmış fikirleri, tüketimin yeni tanrılarına hizmet eden bugünün kentlerine yol açmıştır. Bir Avusturya Yahudisi olan Gruen, ABD'ye göçederek ellili yıllarda toplumsal hayatı pekiştirmesi ve kentsel yayılımı yapılandırması hedeflenen Alışveriş Kasabaları kavramını yaratmıştır. Ne var ki, on yıl geçmeden, bu bina komplekslerinin içindeki sivil mekanlar ticari mekanlara dönüşmüş ve alışveriş merkezi de devasa bir tüketim aygıtı halini almıştır. Altmışlarda, kent merkezlerinin sermaye kaybına uğrayışı ve beyazların da kaçmasıyla birlikte, Gruen eski çarşı anlayışının ticaret, toplumsal etkileşim ve iletişimi bütünleştirici gücüne inanılmasını salık vermiştir. Sonuçta, geliştirdiği projeler bugün kentin iç mahallelerinin mağazalandırılması olarak bilinen süreci başlatmıştır. Yetmişlerin başlarında, nihayet Gruen yaşanabilir bir kente dair son görüsünü hayata geçirmek için Viyana'ya taşınır. Şehir merkezini çevresel bir vahaya dönüştürmeyi önerir ve nihai olarak hayatının ironisi ile karşılaşmak zorunda kalır: Eski Avrupa çarşılarını ABD şehirlerinde yeniden-yaratmaya kalkışmış olmasına karşın, alışveriş merkezleri Avrupa şehirlerini istila etmiş ve onun kentsel yaşam idealini de yok etmiştir.

Gruen'in 1980'deki ölümünün ardından alışveriş merkezleri bir dizi adaptasyon yaşadı: Seksenlerde, Birleşik Devletler'in alışveriş merkezleriyle tıka basa dolmasıyla birlikte bu mağazalar Amerikan peyzajını çöplüğe çevirmekle tehdit eden keyif harabeleri haline geldiler. Pek çoğu mağaza olmaktan çıkartılarak ya da hiper-mağaza haline getirilerek Kentsel Eğlence Merkezleri'ne dönüştüler. Doksanlarda, bu mağazalarda iki değişik biçim yaygın hale geldi: Şatafatlı, devasa Megamağaza ile kendini sadece farklı bir kent sokağı görüntüsünde sunan, gelir düzeyi en yüksek tüketicilere hitap eden ve göze çarpmayan Lifestyle Merkezi. Görünümleri ne olursa olsun, bütün bu Gruen-sonrası projeler ortak bir sorunla yüzleşmek zorundaydılar: kamusal mekan. Her biri özel mülkiyet olan bu komplekslerin neresi kamusal mekandır? Burada ne tür bir kamusallık yürürlüktedir ve ne tür bir kamu kültürü sunulmaktadır? Eğer Lifestyle Merkezleri, temelde, önceki kamusal sokakların yerini şirketlerin alması ise, bu "kamunun" özelleştirilmeden tüketilemeyeceği anlamına mı geliyor? Mağazacılık kültürü üzerine yapılacak bir soruşturma kentin geleceğini tasavvur etmemizde bize nasıl yardımcı olabilir?

Anette Baldauf sunuşunun video kaydı

Aras Özgün, "Post-Fordizm, Neo-Liberalizm, ve Kültürel Üretim"
12 Temmuz Cumartesi, 13:30

Aras Özgün Karadeniz kıyısında doğdu, Ankara'da büyüdü, şu an New York'da yaşıyor. Siyaset Bilimi (BS, ODTÜ), Sosyoloji (MSc, ODTÜ) ve Media Studies (MA, New School) öğrenimi gördü. Deneysel video ve elektronik medya sanatlarıyla uğraşıyor. New School Üniversitesi Medya Çalışmaları Bölümü'nde medya kuramı ve elektronik/dijital medya pratikleri üzerine lisansüstü dersleri veriyor. Körotonomedya, pyromedia, antartika'nin sesi gibi kollektiflerde deneysel medya işleri üretiyor, arasıra da çeşitli dergilere medya, kültür, sanat, politika ile ilgili yazılar yazıyor. Ulus Baker'le birlikte 1995'de körotonomedya kollektifini kurdu ve körotonomedya çatısında yürüttükleri ortak çalışmaların yanısıra birlikte "Sanat ve Arzu" seminerini (ODTÜ-GİSAM, 1997-1998) ve "What iş Opinion?" videosunu (Pyromedia, New York, 2003) hazırladılar. Halen New School for Social Research'de kültürel üretimin ekonomi-politiği üzerine doktora çalışmasını sürdürüyor.

Post-Fordizm, Neo-Liberalizm, ve Kültürel Üretim: Kapitalizmin yeni bir dönemi olarak karşımıza çıkan Post-Fordizm'in tanımlayıcı özelliklerinden birisi daha önce "kültürel üretim" alanına atfettiğimiz emek ve değer biçimlerini ekonomik üretimin başat ögeleri haline getirmesi. Bu yeni dönem kuşkusuz ekonomi-politiğin şimdiye değin siyasi eleştiriye dayanak yaptığımız terimlerini gözden geçirmeye zorluyor bizleri. Fakat bu aynı zamanda, bu türden emek süreçleri içerisinde yeralan bizler için, tam da kültürel üretim pratiğinin kendisini yeniden ele almak ihtiyacı doğuruyor.

Bu tartışma, günümüz kültürel üretim pratiğinin yoğunlaştığı, bu üretimin farklı anlarına model oluşturabilecek New York, Viyana ve Berlin gibi alanlara bakarak, yaratıcı emeğin kapitalist üretime eklemlenme biçimlerini, neo-liberal kültür politikalarını, bu süreçlerle şekillenen "yaratıcı" öznellikleri ve direniş potansiyellerini ve bu süreçlerin siyasi ve toplumsal etkilerini incelemeye yönelik.

Yahya Madra/Fikret Adaman, "Neoliberalizmin Hâlleri: Neoklasik Geleneğin Siyasi Yönelimleri"
12 Temmuz Cumartesi, 15:00

Yahya M. Madra Gettysburg Koleji'nde (A.B.D.) lisans seviyesinde siyasi iktisat ve iktisadi düşünce tarihi dersleri vermektedir. İngilizce'de Journal of Economic Issues, Rethinking Marxism ve Psychoanalysis, Culture and Society dergilerinde, Türkçe'de Birikim, Toplum ve Bilim ve Doxa dergilerinde ve Kluwer Press, Routledge, Cambridge Scholarly Press ve Black Rose Books yayınevlerinden yayınlanmış derlemelerde yayınlanan makaleleri vardır. Çalışmaları iktisadi yöntembilim ve felsefe, Marxgil siyasi iktisat ve Lacancı psikanaliz arasındaki ilişki ve kültürel üretimin siyasi iktisadı olarak özetlenebilecek üç alanda yoğunlaşmıştır. "Geç neoklasik iktisat: Güncel iktisat kuramında kuramsal hümanizmanın ısrarı" başlıklı doktora tezini 2007 yılında Massachusetts Üniversitesi'nde (Amherst) tamamlamıştır.

Fikret Adaman (PhD, 1993, Manchester Üniversitesi) Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nde lisans ve lisans-üstü düzeyde iktisadi düşünce tarihi, iktisat metodolojisi, çevre iktisadı ve mikro-iktisat alanlarında dersler vermektedir. Araştırma alanları arasında iktisadi felsefe, hesaplama tartışması, Karl Polanyi, Türkiye'nin siyasi iktisadı ve çevre çatışkıları vardir. 2002 Yohannesburg Dünya Zirvesi'nde (WSSD) Türkiye sivil toplumunu temsil eden delegenin çevre ile ilgili alanlarda yoğunlaşan üyesi olarak görev aldı. Makaleleri Cambridge Journal of Economics, New Left Review, Studies in Political Economy, International Review of Sociology, International Journal of Agricultural Resources, Governance and Ecology, Environment and Behavior, Economy and Society, Journal of Economic Issues ve Review of Political Economy gibi yayınlarda yeralmıştır. En son Murat Arsel ile birlikte derlediği Environmentalism in Turkey (Türkiye'de Çevrecilik) Ashgate tarafından yayımlanmıştır.

Neoliberalizmin Hâlleri: Neoklasik geleneğin siyasi yönelimleri: Şikago okulunun önde gelen isimlerinden Milton Friedman ve Avusturya iktisat geleneğini kurucularından Friedrich von Hayek'in dogmatik bir piyasa köktenciliğinde ısrar eden çalışmaları neoliberalizmin temel düşünsel kaynakları olarak kabul edilir. Ve fakat bir toplumsal dönüşüm tasarısı olarak neoliberalizmi yarım yüzyılı aşkın bir süredir iktisat disiplinine egemen olmuş neoklasik iktisat geleneğinin bir alt kümesine indirgemenin ne kadar doğru olduğunu sormamız gerekiyor. Eğer bu soruyu sormazsak neoliberalizmi ondokuzuncu yüzyıldan beri varolagelmiş piyasacı muhafazakârlığın yeni bir çeşidi olarak görmekten öteye gidemeyiz. Bu çalışmamızda iddiamız neoliberalizmin sol eğilimli müdaheleci ve düzenlemeci neoklasik iktisatçılardan, bütçe açığı vermekten ve vergi düzenlemelerini açık açık sermaye lehine yapmaktan çekinmeyen yeni muhafazakâr (neo-con) iktisatçılara uzanan bir dizi siyasi yönelimin bir arada bulunabilmesini (ve bu yönelimlerin birbirleri ile konuşabilmesini) mümkün kılan ortak bir dil sağlayan düşünsel bir ufuk ve kamusal bir tartışma zemini olduğudur. Toplumsalı ekonomik teşvikler ve yaptırımlar dolayımıyla (akılcı ve otonom bir biçimde kararlar veren birey-özneler üzerinden) adem-i merkeziyetçi bir biçimde yönetmek olarak tanımlayacağımız neoliberal tasarı, bu düşünsel ufkun içinde yeralan farklı yönelimlerin sorgulanamaz ortak paydasını oluşturur. Öyleyse geleneksel neoklasik iktisadın idealize edilmiş piyasalarındaki aksaklıkları ve eksikleri saptamaya çalışan ve dolayısıyla piyasalara düzenleyici müdahelerin yapılabilmesini mümkün kılan sol-liberal iktisatçılar da bu kamusal tartışmada bir taraf oluştururlar. Tam da bu yüzden temel sorun, piyasacı ve piyasa-şüphecisi yönelimlerin birarada olmasından kaynaklanan çoğulluğun, neoliberalizmin toplumsal hegemonyasını güçlendiren bir meşrulaştırma etkisi yaratmasıdır. Aralarında gerçek anlamda bir tercih yapılabilecekmiş izlenimi veren bu geniş ama temel olarak neoliberal tahayyülün sınırları ile belirlenmiş çoğulluk, neoliberal ufkun ötesine geçmemizi mümkün kılacak alternatiflerin kenara itilmesine neden olmaktadır. Kanımızca neoliberal tasarının ötesine geçebilecek gerçek bir alternatifin olmazsa olmaz koşulu neoliberalizmi onun en temel varsayımlarından başlayarak eleştirmektir. Bunun için uygun bir başlangıç noktası neoklasik iktisadın birey-öznenin üzerine (gerek gerçek piyasalarda gerek piyasa-benzeri kurumlarda vücud bulan) ekonomik teşvik ve yaptırımlarla yüklenen bir dünyayı nasıl kurduğunu ve birey-özneye iktisadi tahayyül içinden düşünmeyi nasıl öğrettiğini anlamaktır.

Yahya Madra ve Fikret Adaman'in sunuşunun video kaydı

Arianna Bove, "Intellectual Property as the Privatisation of the General Intellect"
12 Temmuz Cumartesi, 16:30
Arianna Bove felsefe alanında çalışan bağımsız bir araştırmacıdır. Kendi araştırma, makale ve çevirilerinin de yer aldığı generation online sitesinin yapımına katkıda bulunuyor. İtalyanca ve Fransızca'dan İngilizce'ye aralarında Althusser, Foucault, Negri, Bifo, Virno'nun da bulunduğu bir çok düşünürün metnini çevirmiştir.
Paolo Carpignano, "Mediating Skills"
12 Temmuz Cumartesi, 18:00

Paolo Carpignano New York'da, New School Üniversitesi, Sosyoloji ve Medya Çalışmaları bölümlerinde öğretim üyesi ve aynı zamanda Medya Sosyolojisi program koordinatörü olarak çalışıyor. ABD, Brezilya ve İtalya'da çesitli medya prodüksiyon şirketlerinde yazarlık, danışmanlık ve yapımcılık yapıyor. Sosyoloji, Toplumsal Tarih ve Medya Kuramı alanında pek çok makalesi var. "Kriz ve İşçi Örgütlenmesi", "ABD'de Kitlesel İşçi'nin Oluşumu" makalelerinin ortak yazarı, Televisuality adlı internet projesinin yazarı. Şu an iş ve medya ilişkisi üzerine bir kitap hazırlamakla uğraşıyor.

Mediating Skills ("Becerinin İletişimi") iletişim biçimleri ve emek süreçleri arasındakı ilişkiyi gözden geçirmek üzerine. Bu bağlamda, zanaatkârlıktan vasıfsızlaşmaya ve çokgörevliliğe doğru ("multitasking") becerinin değişen doğası, iletişim ortamlarının tarihsel çeşitlilikleri özelinde ele alınacak.

Paolo Carpignano sunuşunun video kaydı

Can Gündüz/Bilge Demirtaş, "Andrei Rublev'e Katlanmak"
13 Temmuz Pazar, 10:00

Bilge Demirtaş: ODTÜ Felsefe Bölümü mezuniyetini takiben ODTÜ-GİSAM'da (Görsel İşitsel Sistemler Araştırma Merkezi) araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Bu tesisteki rutin görevlerinin yanısıra aynı mekanda gerçekleşen Ulus Baker derslerine katılarak, çeşitli öğrenci projelerinin gerçekleştirilmesinde ve atölyelerin yürütülmesinde asistanlık rolünü üstlendi. Aynı süreçte, Medya ve Kültürel Çalışmalar Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Kısa film Ağdalı Bir Film ile video-belgesel Burası Ankara'nın ortak yönetmenliğini yaptı. Körotonomedya ve Videa kolektiflerinin aktif üyesidir. Kozavisual projesinde teşrikimesai etmiştir. Yakın zamanda New York'a taşınmıştır. Orada, bir yandan Polytechnic Üniversitesi'nin Bütünleşik Dijital Medya Enstitüsü'nde ikinci bir yüksek lisans yapmakta, diğer yandan da bölüm hocalarının çoklu-medya projelerinde çalışmaktadır.

Can Gündüz: ODTÜ Mimarlık Bölümü mezuniyetinin ardından Amerika Birleşik Devletleri'nin Pittsburgh kentinde bulunan Carnegie Mellon Üniversitesi'nde yine mimarlık üzerine yüksek lisans yapmıştır. Mesleğini New York, Ankara ve Kabil kentlerinde icra etmiştir. 2002 yılından bu yana Ankara'da yaşamakta olduğu süreçte Ulus Baker'in Ankara, İzmir ve İstanbul'da gerçekleştirdiği çeşitli seminer-olaylarına katılmıştır. New York, Berlin, Ankara, İsfahan ve Kabil'de geçen kısa deneysel video-belgesel işleri bulunmaktadır. Kozavisual projesinde teşrikimesai etmiştir. Şu sıralar ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde doktora yapmaktadır.

Andrei Rublev'e Katlanmak: Ulus Baker derslerini vazgeçilmez kılan şeylerden biri de kuşkusuz Andrei Rublev filminin tekrar tekrar izlenmek zorunda oluşuydu. Filmin bireysel ve kolektif olarak izlenmesinin, Andrei Rublev'in "en çok sevdiği film" olduğunu sık sık vurgulayan Ulus hoca için "görme yetisini" geliştirmeye yönelik meşakkatli bir alıştırma niteliği taşıdığını iddia edebiliriz. Bu alıştırmalardan ve filmi izleme deneyimlerinden yola çıkan bir sunuş yapmayı planladık.

Mehmet Ratip, "Siyasal Alanın Oluşumu: Baker'den Schmitt'e ve Agamben'e Göndermeler"
13 Temmuz Pazar, 11:30

Mehmet Ratip 1984'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde doğdu. Şu sıralar Ankara'da, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdürüyor. Yüksek lisansını 2007 yılında İngiltere'de, Nottingham Üniversitesi'nin Eleştirel Teori ve Kültürel Çalışmalar Bölümü'nde, '11 Eylül komplo teorilerinin politik potansiyeli' üzerine hazırladığı teziyle tamamladı. 'KIBRIS' gazetesinde popüler felsefe ve güncel politika konuları üzerine haftalık makalaleri yayımlanmaktadır. Giorgio Agamben, Slavoj Žižek, Carl Schmitt ve Michael Hardt ve Antonio Negri üzerine özellikle "egemenlik" kavramı ekseninde hazırladığı çalışmaları vardır. "Savaşın başka yollarla devamı olarak Kıbrıs'ta siyaset" fikri kapsamında bir kitap hazırlıyor.

Siyasal Alanın Oluşumu: Baker'den Schmitt'e ve Agamben'e Göndermeler: Ulus Baker'in (1960-2007) Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme adlı eserinde, "siyasal alanın oluşumu" üzerine çarpıcı ve tartışmalı eserleriyle bilinen Carl Schmitt (1888-1985) ve Giorgio Agamben'e (1942- ) dair bir sessizlik vardır. Denemenin kaynakçasında yer almayan bu iki önemli düşünüre karşı Baker'in sessizliği aslında yüzeyseldir. Metnin satır aralarında Baker'in hem Nazi iktidarının baş-hukukçusu Schmitt, hem de İtalyan felsefeci Agamben ile kuramsal ve siyasal diyaloglar kurmaya elverişli bir çalışma hazırladığını gözlemleyebiliriz. Günümüzde politik eylemin ne anlama gelebileceğini, bu üç politik teorisyenin ortak araştırma konuları olan siyasal alanın oluşumu ve siyasetin olanağı meselelerine dair kesişme noktaları ve fikir ayrılıklarını keşfederek çıkarsayabiliriz.

Baker denemesinde Schmitt'e ve Agamben'e birer kez olmak üzere "yoldan geçerken seslenircesine" gönderme yapmaktadır. Baker, Schmitt'i 'faşizmle ve Nazizmle ilgili mefhumlarımızı yeterince zenginleştiremeyen' bir düşünür olarak niteleyip, hemen ardından 'III. Reich dünyasının ... "ideal" bir iletişim ortamı' sunmasından bahseder. Böylece Baker, Schmitt'in liberal demokrasi eleştirisini kendi analizinde hayata geçirir gibidir. 'On Yıl Sonrası için Sonsöz' kısmında ise, Agamben'in incelediği "egemen iktidar" mantığının öznesi ve nesnesi durumundaki "çıplak hayat" nosyonunun nasıl da "halkın masumiyeti" fikriyle özdeşleştirilmeye çalışıldığından dem vurur. Bu özdeşleştirme çabasının Agamben'in "anti-egemen politik eylem" görüşü sayesinde suya düşeceğini hatırlamak ise okuyucuya kalır.

Bu iki muğlak gönderme ışığında, Baker'in denemesi üzerinden Schmitt'e ve Agamben'e karşı eleştirel bir yaklaşım sergileyebilirken, aynı zamanda Baker'in denemesini Schmitt ve Agamben üzerinden eleştirebiliriz. Dahası, Baker metni hem Schmitt'in Agambenci eleştirisini hem de Agamben'in Schmittçi eleştirisini mümkün kılan bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla, Baker-Agamben-Schmitt üçlüsünün ortak kaygıları bize modern siyasal alanın oluşumuna ve siyaset kavramına yönelik eleştirel bir analiz yapma fırsatı sunarken, "halk masum mu, politik suça ortak mı?", "egemen iktidar her yerde mi, yoksa hayallerde mi?", "demokrasi ve faşizm arasındaki bağ gerçek mi, farazi mi?" gibi yaşamsal soruları da karşımıza çıkarır.


Mehmet Ratip sunuşunun video kaydı


Tansu Açık, Eski Yunan'da Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir İki Tutamak
13 Temmuz Pazar, 13:30

Tansu Açık Virgül dergisi editörlerinden. Ankara Üniversitesi DTCF'de öğretim üyesi. Uzmanlık çalışması "Eski Yunanda Retorik Kuramının Doğuşu", 1989; doktora "Koro: Tragedyanın Yapısı İçindeki İşlevi" 1997. Eskiçağdaki yazınsal türler üzerine, metin okuma yordamları, tarihyazımı, Yunan Roma kültür tarihi, batı yazını tarihi üzerine dersler vermekte.

Eski Yunan'da Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir İki Tutamak: "Eski Yunan'da Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Marcel Detienne'in Açtığı Yol" Toplum ve Bilim dergisinde yayımlanan "Eski Yunan'da Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir İki Tutamak" (sayı 111, 2008) makalemde ana çizgileri çizilen sorunlardan M. Detienne'in yürüttüğü karşılaştırmalı, inşacı deneysel antropolojisi tartışılacaktır. Detienne herkesin ortak işlerle ilgili söz aldığı meclis uygulamalarını -16. yy Kazak meclisi, Güney Etiopya'dan Ochollolar, bir Kızılderili kabile- Yunan örnekleriyle birlikte eyle alarak siyasal alanın ortaya çıkışını düşünmeye girişiyor.

Tansu Açık sunuşunun video kaydı

Alber Nahum, "Kötülük Hiçbir Şeydir: Spinoza'da İyilik-Kötülük Sorunu"
13 Temmuz Pazar, 15:00

Alber Nahum 1979 İzmir doğumlu. Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde Araştırma Görevlisi. Norgunk Yayınları'nın düzenlediği "Ethica Okumaları" başlıklı seminerler dizisinde Ulus Baker'le çalışma fırsatı buldu. Aynı dönemde Spinoza üzerine yazdığı yüksek lisans tezini 2006 yılında verdi.

Kötülük Hiçbir Şeydir: Spinoza'da İyilik-Kötülük Sorunu: Spinoza-Blijenbergh mektuplaşmasında da tartışılan kötülük sorunu, doğrudan doğruya Etika'nın içkinlikçi ontolojisine ve arzuya dayalı antropolojisine göndermektedir. Bu yazışmada yer alan bazı sorulardan hareketle Spinoza'ya göre iyi ve kötünün ne anlama geldiği incelenecek.

Levent Kavas, []ara[], orta[],[]daş[], -sız[]
13 Temmuz Pazar, 16:30

 

[]ara[], orta[],[]daş[], -sız[]
Jean-Luc Nancy’nin La communauté desoeuvrée’si (İş-siz []), Maurice Blanchot’nun La communauté inavouable’ı (Çağrılmayan []), Giorgio Agamben’in La comunità che viene’si (Geleğen []), Alphonso Lingis’in The community of those who have nothing in common’ı ([] [] olmayan []) karşısında bir çevrene (Sartre) bakadurmanın olanağını savunacağım.

Karolin Meunier/Tanja Widmann, "The Gradual Distraction of Thoughts: A Monologue Dialogue"
13 Temmuz Pazar, 16:30

Karolin Meunier Berlin'de yaşayan bir sanatçı ve yazar. Halen Hollanda, Maastricht'teki Jan van Eyck Akademisi'nin Güzel Sanatlar Bölümü'nde. Sanatsal ve kuramsal etkinliği, esas olarak video ile çalışarak, edimsel benliği olduğu kadar, teknolojik araçları, zamanın hallerini ve dilde öznelliğin inşasını yansıtmayı amaçlıyor. Yakın zamanlı sergi ve performansları: Soziale Diagramme. Planning Reconsidered (2008), When Doing Things and Words (2008), Reading Video as Reading (2008). Neue Konzepte (2007). Yayınları: Der Entwurf des Adressaten (2006), Liebe Freunde 1968, Marcel Broodthaers' Offene Briefe in: Wiederholung wiederholen (2005).

Tanja Widmann Sanatçı, yazar ve küratör olarak çalışıyor, Viyana'daki Uygulamalı Sanatlar Üniversitesi'nde ders veriyor. Etkinlikleri, Foucault, Butler and Derrida'nın kuramlarının etkisi altında, öznelleştirmenin kararsız anları, dilin, benliğin tesisi boyunca akan çatlaklar üzerine yoğunlaşıyor. Öznenin bu tesisi, performanslarında, ikiz kişilik olarak ortaya çıkıyor: Yazma ile konuşma arasında, gecikmiş mevcudiyet, öteki/seyirci/kamera ile kirletilmiş, paradoksal hareketler, modası geçmiş şakalar şeklinde. Yakın zamanlı performansları: Shandyism. Authorship as Genre (2007), the film as a page of victor hugo rewritten in the style of nerval (2007). Küratörlüğünü yaptığı sergiler: Nichts ist aufregend. Nichts ist sexy. Nichts ist nicht peinlich. (2008), Blick A, Blick B (2005/6), Dass die Körper sprechen, auch das wissen wir seit langem. (2004). Sanat katologlarına, Texte zur Kunst ve springerin, düzenli katkılar yapıyor.

The Gradual Distraction of Thoughts: A Monologue Dialogue
Our encounter started with the introduction of the question of translation while organizing a workshop on Performance at the Jan van Eyck Academie in Maastricht in 2007. A workshop that triggered both the issue of how to perform a translation and wether the act of translation could be a starting point for questions on the performative as such. Translation at that moment meant an interrogation of language, as both concrete and contingent, of the presumed presence of the self in self-presentation, and of the part of the camera within the given set.

With now bringing our seperated but related practices next to each other again, by presenting them in one timeframe, under one title, we aim to open up a gesture of commenting as well as dissociating. While entangling and juxtaposing our speeches the distinction between a pure monologue and an impure one, one that is already infected by a dialogue, becomes immediately obvious: Even if one of us makes a start, trusting a vague idea, the act or thought might be corrupted, as they are continuously distracted and challenged by the others speech/act. The monologue thus appearing as dialogue, as translation or reflection of the other. Dependency but also contamination. By this experimental move we enter an ambivalent zone: in one way we will perform what the subject under postfordist conditions is appealed to do (affective/immaterial labour, managing, transforming, performing the self), yet at the same time we might fool the set, by taking the risk of getting lost, commiting to the other in a seriousness that evades the economics of pure exchange or surplus value. An experimental move that is infected by affect, the irritating invocation of the self by the other.

Ulus Baker, "What is Opinion?" (Video Söyleşi)
14 Temmuz Pazartesi, 17:00

Aras Özgün'ün Ulus Baker'le Kanaat Toplumu Eleştirisi Üzerine 2003 yılında yaptığı bir video söyleşi/dersi. İngilizce, 55 dakika.

"We have lived at least one century within the idea of opinion which determined some of the major themes in social sciences... In short, social sciences were designed in terms of opinion; asking people what they think about themselves, their lives, their stories, their issues, their problems. And I believe that social sciences have been transformed into a kind of doxology, but I'm tending rather to oppose this status of sociological research. My problem here is that; sociology is epistemologically -or logically- tending rather to become a general opinion about opinions; of what people are supposed to think about themselves and others. And this a clear distinction from the early emergence of social sciences and social research in general...And, through this, in social sciences, we have lost the ability to create (what we may call) the "life of affects" -an affective life..."

Toplum ve Bilim Dergisi Paneli, "Medya ve Kanaat Toplumu Zamanında Politik Söz"
14 Temmuz Pazartesi, 18:00

Toplum ve Bilim dergisi tarafından düzenlenen panelde Tanıl Bora, Nilgün Toker, Mithat Sancar, Ahmet Çiğdem and Necmi Erdoğan, Ulus Baker'in "Kanaat Toplumu" eleştirisinden yola çıkarak günümüz koşullarında siyaset üretmenin olasılıklarını tartışacak.


Toplum ve Bilim Dergisi panelinin video kaydı

Anette Baldauf Atölye Çalışması
11 Temmuz Cuma 13:00, 14 Temmuz Pazartesi 10:00

Anette Baldauf tarafından yürütülecek, alışveriş şehirleri, megamağazalar ve tüketim kültürü ve bu bağlamda Ankara'nın son dönem kentsel gelişiminin incelenmesini amaçlayan üç günlük bir atölye çalışması. Atolye çalışması Orta Dünya Cafe Kı́zı́lı́rmak Sokak No: 35/3-9 Kı́zı́lay adresinde gerceklestirilecektir.